ticari kaygılar üzerine

hayat... kimi zaman sadece bir fariza; kimi zaman da her lahzasının coşkuyla yaşandığı bir eğlence. bazen coşkun esen bir rüzgar; bazen huşuyla hatırlanan yaz anıları... her ne kadar bir düzensizlik içindeymiş gibi görünse de, aslında kendi içinde bir yağmur ormanının kaos ortamına benzer bir düzende tezahür eder. küçücük ve hatta boyutsuz, ancak birbirinin aynısı noktalar birleşir ve aynı doğruyu oluşturur. elbette, bu doğruda zaman zaman sapmalar da olur.

ırk, renk, dil, din, mezhep, zeka, turan çıkıntısı fark etmeksizin hepimiz aynı noktayla başladık, doğduk. başta emekledik, yalpalasak da yürüdük, yirmi iki kişi bir topun peşinde koştuk. okuduk, yazdık, çizdik. hayatın sayfalarını iç içe dizdik. farklılaştık, zevahirimizi kendimiz bile tanıyamadık belki; ancak içte biz, hep o bizdik. özümüz pek çoğumuzda değişmedi. sonra balayı günleri bitti, hayat kavgası başladı. işte sapmalar da bu noktada meydana geldi, özümüzü değiştirdi. özü değişen, yozlaşanlara çelmeyi takan tek bir etken vardı: para. nasıl oldu bu? o hasır sepetlerde birer sevgi kelebeği olan biz, nasıl mutantlaştık? nasıl oldu da para söz konusu olduğunda kan kokusu arayan köpekbalıkları kadar hassaslaşabildik, en cani fikirlerde kıvrakça paslaşabildik?

bugün tecim denilen ve tek amacı para olan sistemin, hizmet gibi masum bir anlayıştan doğması ne kadar acı. günümüzde para olan denkliğin ahir zamanlardaki karşılığı yüzde oluşan sıcak bir gülümsemeden fazlası değildi, belki bir teşekkürdü fazlası. zamanla bu düşünce evrim geçirdi, çeşitli şekillerde karşımıza çıktı. ancak, muhatabın ihtiyacını karşılamak, hiçbir zaman günümüzdeki kadar alçakça karşımıza çıkmamıştı.

örneğin bir playstation cafe. amacı, insanları playstation oynattırmak, dolayısıyla eğlendirmek. güzel. amacı doğrultusunda, playstation'ı olan; ancak bir pes'i olmayan bir grup insan için yapacağı şey oyun kiralamak, ödünç vermek olmalıdır, değil mi? üstelik parası neyse verilecek. ancak, yalnızca parayla doyabilecek bir açlığa sahipse bu insanlar, bunu yapmaz. cafesinde oynattırarak kazanabileceği fazladan bir kaç kuruşun hesabını yapar, ki o bile şüpheli. nerede kaldı peki sizin insanlığınız? nerede o hasır sepetteki bebek?

hepiniz. evet evet siz, tüm ticarethaneler! allah belanızı versin.

beware of the sharp edge weapon called human being.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder