rutubet.doc

kapıyı yavaşça çektim ve apartmandan çıktım sessiz adımlarla. hava serindi artık. ne yöne gitmem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. kendilerini aydınlatmaktan dahi aciz şu cılız sokak lambalarının bana yol göstermelerini beklemiyordum zaten. gecenin bu saatinde neden uyanıklardı hala? “beni izlemeyi kes seni lanet olası!”. gözlerinin hala üzerimde olduğu hissi beni çileden çıkarmaya başlamıştı. adımlarımı hızlandırdım; izimi kaybettirmeliydim. “bana bakmayı kes seni piç kurusu!”. daha fazla dayanamıyordum. direklerden birine sırtımı yasladım ve gözlerimi kapattım. işaret parmağımın cebimdeki anahtarlıkla oynaştığını fark ettim bir an. aynı pozisyonda kaç dakikadır sevişiyorlardı acaba? gözlerimi açtım ve tekrar yürümeye başladım. yine o aynı kahrolası lambalar... her biri beni bir sonrakine teslim edene dek yanımdan ayrılmayan refakatçiler... çıldırtıyorlardı beni. “tek istediğim biraz yalnız kalmak!”. kaldırıma oturdum.

bilincimin mesai saatleri dışındaydım artık. birkaç adım daha ileriye doğru yürümeye niyetlendim. bir ışık sessizliği bozdu. nihayet… beni almaya geliyorlardı işte. gittikçe irileşen ışığa gözlerimi kısmadan bakmaya çalıştım bir süre. zaman önemini yitirdi o an. geliyorlardı işte… ayağa kalktım, elimi kaldırdım. göz göze geldik, yalnızca bir an için. yanılmıştım. benim için gelmemişlerdi, asla gelmeyeceklerdi…

gecenin bir yarısı ısrarla el kol yapmama rağmen durmayan bütün dolmuş şoförleri: yüce allah belanızı versin yahu. para da vermeyeceğim artık size. ayıp.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder