türkiye'de ornitoloji üzerine

kaleme aldığım ve blog belgeliğinde kısa bir arama neticesinde bulunabilecek olduğuna inandığım sabık bir yazıda, hayatı kabaca işlemiş, iyi ve kötü yanlarını lady justice'in kefelerine koymuş ve kötü yanların sıkı bir perhize girmesinin iyi olacağını belirtmiştik. elimizdekileri terazinin hangi kefesine koyacağımız göreceli elbette, örneğin pek çok kişi zorunlu olduğu şeyleri, ne kadar keyifli olursa olsun, kötü olarak sınıflandırır. ne kadar güzel de olsa kişinin sırtında yüktür bunlar.

bu ağırlıklardan biri de mesleklerimiz. önemli bir kısmımız mesleklerini sevmese de, hemen hepsi çok değerli. ancak, ne yazık ki, insanların gözünde her meslek aynı değerde değil. özellikle türkiye'de mühendislik, doktorluk gibi tefahür kaynağı olarak görülen ya da dönem dönem konjonktür gereği alazlanan fakat uzun vadede saman alevinden fazla işlev göremeyen, alayişten fazlası olmadığı halde üyelerinin allame edasında olduğu meslek gruplarından herhangi birine üye olmayanların yaşadığı sıkıntılar yazılsa roman olacak cinsten. bu sıkıntıyı çeken mesleklerden biri de naçizane dahil olduğum grup, ornitologluk. dünyada ornitolojiye verilen önem zaten ortada, hele türkiye'de sitüvasyon iyice korkunç, olaylar zaman zaman alay etme boyutuna kadar ulaşıyor, insanın tüyleri ürperiyor. oysa, siz ne bilirsiniz ki ornitoloji hakkında? hanginiz yaşadı ki türkiye'nin ilk Emberiza melanocephala gözlemcisi olmanın keyfini? hanginiz dinledi ki Hippolais polyglotta'nın enfes sesini? hanginiz gördü ki Motacilla cinerea'nın kuyruk sallayışını, Tichodroma muraria'nın karalar bağlayışını, Acrocephalus schoenobaenus'un tabanları yağlayışını?

bilmeden konuşmayın. hepinizin de allah belasını versin.

beware of the sharp edge weapon called human being.

19 yorum:

  1. bana bilmediğim "şey"lerden bahsetmeye devam edin.
    değerliler.
    ama elbette yazının başında "her mesleğe verilen değer aynı değil" dedikten sonra hayıflanmanın bir alemi yok.
    değerler para ile mi ölçülecek seni ornitolog!
    kuşkusuz yaratacak olanlara ideallerini sorgulatan ve hayıflandıran tek şey şu anlamsız kağıt parçaları.
    2 parça kağıt ve 4 parça demir ile şarap alabiliyoruz.
    yazık.
    bir kolye almak istesem destelerce kağıt parçası vermem gerekecek. hahaha!
    böylesine adaletsiz bir sistemde ornitologlara da yüksek (!) bir değer biçilmesini istemeyiz öyle değil mi?
    ornitologluktan parasız kalın.
    para bulunur.
    dostum... git ve striptiz klüplerinde çalış.

    YanıtlaSil
  2. yoo yoo dostum hera! yorumunuzdan anladığım kadarıyla özü ıskalamışsınız. şu anda ayaklarınız altında ezdiğiniz şeyleri bir araya getirsek, eski hallerini alırlar.

    mesleklerin sezasının ceplerimizin ebatlarıyla doğru orantılı olduğunu kim söyledi ki? korkarım ben söylemedim. eğer öyle düşünüyor olsaydım, halihazırda oldukça yüklü miktarda para getirebilecek olan mühendislik diplomamın tozunu alır ve kendime de bolcepli pantolonlardan satın alırdım, onun için bir cebimi feda etmem gerekse bile. cebimi dolduran değil, aksine boşaltan o amatör ruhtur beni ornitolojiye yaklaştıran, hatta bir sıralama yapsam kendini belki de ilk üçe aldıracak olan. ornitolojiden milyon dolarlar kazanacağım günlerin fantezisi değil. o bir ilk yirmide falan.

    beni ceplerim metaller ve kağıt parçaları ile dolu bir halde, yıldız bolluğu yaşayan otellere yapılacak seyahatler değil, o yıldızların loş ışığı altında, cebimin şişkinliğini bir küçük dürbüne borçlu olduğum, bir kuş sürüsünün gözlemi ve onların kulaklarıma dinlettireceği senfoninin keyfiyle icra edilecek yolculuklar cezbediyor.

    dediğiniz gibi böylesine adaletsiz bir ortamda, icra ettiğim mesleğe gösterilecek bir kum zerresinden fazla olmayan saygı, "mesleğin ne?" sorusunun cevabı alındığında gözlere yerleşmeyecek o alaycı ifade, bıyık altından görünmeyecek uzun süre fırçalanmamış ve sigaradan sararmış dişli bir bireyin sırıtışı beni fazlasıyla mutlu edecektir. o kadar da adalet duygusunu kaybetmemişizdir öyle değil mi? ne dersiniz? yoksa o boyuta da mı geldik? o zaman ben de yazımda bir hata yaptığımı kabul ederim.

    o gün, eğer ki öyle bir ihtimakl varsa, geldiğinde beni gark edeceği mutluluğun boyutlarının tahayyül edemezsiniz, onu milyon dolarlarla da substitute edemezsiniz.

    korkarım beni eleştirdiğiniz şey farkına varmasanız da sizin gözlüğünüz olmuş, hayata benjamin franklin gerçekliğinde toz yeşil bir pencere arkasından bakmaya başlamışsınız, umarım yanılıyorumdur.

    para bulunur evet, pek derdim değil. ben de size karşılığında bir şeyler alacağınız değil, vereceğiniz bir meslek tavsye edebilirim haddim olmadan.

    YanıtlaSil
  3. hahaha! öyle mi söylediklerimi destekleyici değil de hakaret kabul eden ornitolog? her ne kadar mühendislik diplomanız yazıda geçmeyip, sonradan postladığınızda bazı şeyleri değiştirecek niteliğe sahip olsa da yorum yaptığım cümleler "mesleğin ne?" sorusunun cevabı alındığında gözlere yerleşmeyecek o alaycı ifade, bıyık altından görünmeyecek uzun süre fırçalanmamış ve sigaradan sararmış dişli bir bireyin sırıtışı"nı gördüğünde mutlu olacak bir zihniyetin cümleleri değildi.

    düşüncelerinize bir kılıç sokmayı amaçlamışım gibi tepki geliştiren mizacınız ne yazık ki, yazdığı yazının üzeri kapalılığındaki anlayışı yok sayıyor.
    hahaha!
    size yazıyı yazarken kullandığınız nükteli bukowski tavrınız, bir eleştri aldığınızı düşündüğünüzde verdiğiniz tavrın yanında oldukça ironik duruyor diyebilirim.

    ama bakış açınızdaki hata size oldukça eğlenceli birşey yaptırdı.
    toz yeşil dediğiniz ancak orospu kahkahamın ardına sakladıklarım olabilir. özü kimi zaman ıskalarız. sadece diyebileceğim destan yazmadan önce post'umu bir kere daha okumanız olurdu.

    ve babacığım,

    benjamin franklin her yemekten önce onlara yarım saat dua ettiren babasına: "babacığım, her yemek fıçısı için topluca bir dua etsen ne kadar zaman kazanırız biliyor musun?" dedi. babası o gün onun papaz olamayacağını anladı.

    toz yeşil pencerem için kusura bakma babacığım.
    --benjamin-- hahaha!

    YanıtlaSil
  4. antonio meucci babasından telefonun patenti için on dolar istemiş. o da bütün parası olan on bir doları oğluna vermiş, kimbilir ne umutlarla. fakat küçük antonio yolda giderken bozukluk şeklinde olan altı doları delik olan cebinden düşürmüş, hiçbir zaman parası olmadığı için cebinin delik olduğunun farkında değilmiş. hiç çekirdek de mi çitlememiş derseniz neyle alsın çekirdeği derim. antonio o gün patenti alamamış ve ölene kadar o altı dolara bile muhtaç yaşamış.

    yorumunuza cevap yazarken, yanılgıya düşmemek adına yorumunuzu bir kaç kez okudum. bir yanlış anlaşılma olduğunu sanmıyorum, daha doğrusu tarafımın herhangi bir şeyi yanlış anladığını sanmıyorum, ama bir yanlış anlama olduğu da ortada.

    mesleğime değer verilmemesinden yakındım. değer ile kastettiklerim, daha önce tanımını yaptığım şeylerdi ve bunların hiçbiri ne kağıt ne de metalden yapılmış değildi. bunun anlaşılabildiğini tahmin edecek kadar da samimi bir üslupla yazdığımı düşünmüştüm. sanırım yanılmışım.

    sanırım beni mesleğimden daha fazla para kazanmak istemekle itham ettiğiniz gerçeğini inkar etmiyorsunuzdur. eleştirilere açığım ama paragöz olmakla suçlanmayı, hele de böyle bir yazının ardından, sineye çekebileceğimi nereden çıkardınız ki?
    bunu söylediğimi hatırlamıyorum. ben de bu eleştirinizin haksız olduğunu ve değer kelimesini doğrudan parayla bağdaştırdığınız için de, benim değil de sizin biraz kavram karmaşası içinde olduğunuzu belirttiğimde verdiğiniz tepkiyle sanırım eleştiriye açık olmayan kişinin de yine ben değil kendiniz olduğunu gösterdiniz. yoksa eleştiriyle ne gibi bir problemim olabilir? beni mesleğime önem kazandırmaya çalışırken diğer meslekleriin bir kısmını dibe çekmekle eleştirseydiniz, size hak verebilirdim, çünkü yazımı bitirdikten sonra gözden geçirdiğimde bunu kendim de fark ettim. bakın özeleştiri de yapıyorum arada.

    eğer söylediklerinizde destekleyici bir yan vardıysa ve ben bunu ıskaladıysam özür dilerim.

    desteğinizi esirgemeyin.

    YanıtlaSil
  5. eleştri konusunda söylediklerinize şöyle bir bakıyorum da sevgili ornitologum, biz boşa kürek çekiyoruz. eleştriyi benimsemekle kalmayıp, benjemin demenizle oldukça eğlendim. ve delik olan cebiniz kadar eminim ki farkediliyordur. bunu göremedikten sonra blogunuzun altını kirletmek adına (:p) yazacağım her cümle, suya yazı yazmaktan farksız kalıcak.

    yanılgı konusuna gelince, kuşkusuz tek yanılgıyı bir cümleniz yaratıyor. "...yaşadığı sıkıntılar yazılsa roman olacak cinsten"
    meslek gruplarının yaşadığı sıkıntılardan kastınız, işverenlerin emek sömürüsü ya da mesleğini sevmeyenlerin çalışma gayreti göstermemesinin getirileri değildi elbette. öyle değil mi? :)
    koskoca yazının içerisinden çekip 6 kelimeye yorum yapmamın sizi cinnete getirmiş olduğunun farkındalığıyla söylüyorum ki, yorumumu tekrar tekrar okuyup yanlış anlamadığınızı iddaa etmeniz: sizi parayı değer ölçütü almakla suçlamadığımı iddaa ettiğimi düşünmeniz.
    tekrar okuyun dememin sebebi:

    "korkarım beni eleştirdiğiniz şey farkına varmasanız da sizin gözlüğünüz olmuş, hayata benjamin franklin gerçekliğinde toz yeşil bir pencere arkasından bakmaya başlamışsınız, umarım yanılıyorumdur."

    cümlenizdi.
    hahaha!
    benim güzel ornitologum!
    böylesine kalıp bir düşüncenin çıplak hayatlı sahibi olsaydım, "para bulunur" amaan gibi bir tavra bürünmezdim diye düşünüyorum.

    ufak özeleştrinize ithafen de söyleyebilirim ki,
    eleştirilemeyecek kadar mantıklı :)

    ve para kazanmayı küfür kabul eden güzel düşünceli ornitologum! post'unuzun altını daha fazla kirletmemek adına inen vahiy'i değerlendirerek ve desteğimi ileterek; ya başka bir yerde devam etmeyi, ya da karşılıklı susmayı önerebilirim. hahaha!

    YanıtlaSil
  6. sevgili hera,

    sanırım anlaşmamız gereken noktada mutabık değiliz. söylediğim şeyin altında yatan anlamı sınırlı hayal gücünüzün sınırları doğrultusunda çektiğiniz yönleri takdir ediyorum. fakat bunları birer gerçeklik olarak kabul ederek konuşmanızı kabullenmemi beklemeyin. öncelikle burada anlaşalım.

    para kazanmayı küfür olarak kabul ettiğimi gösteren tek bir cümlemi bana gösterdiğiniz takdirde cevap yazmayı keseceğim. nasıl bir çarpıtmanın ürünü bunlar bilemiyorum, sanırım hayal güçlerimizin farklı yönlerde çalışmasından kaynaklanıyor. prenses sendromu ile de ilgili olabilir, ki belirtilerini görmekteyim. böyle bir zihniyetle tartışmanın imkansızlığının da farkındayım. ancak, yazmayı severim, problem değil.

    cebimin delik olduğu da nasıl ortaya çıkmış onu da çözemedim. bu konuya da bir açıklama getirmenizi isterim, zira takipçim olan hanımların aklında şüpheye yer bırakmayalım.

    aslında kısa yoldan bu çarpıtmaların sınırlı türkçe bilgisinden kaynaklı masum hatalar olduğunu söyleyebilir ve göstermelik bir üstünlük sağlayabilirdim, ancak bu da hatalarınızın hepsini bir dereceye kadar masum bir nedene bağlayacağından, cevaplarımı boşa çıkaracaktı, bunu tercih etmedim.

    ornitoloji alanında yaşadığım sıkıntılarla neyi kastettiğimi de açıklarsanız bizi de bilgilendirmiş olursunuz, zira ben bahsedene kadar böyle bir mesleğin varlığından haberiniz var mıydı ondan da şüpheliyim. şimdi benden iyi bilir oldunuz sıkıntılarımı. bir dürbün de tavsiye edin de, bu yaz yapacağım bir kaç yolculukta sıkıntı çekmeyeyim. elimdeki standart bir ürün, cebimin delik olmasından dolayı yenileyemedim epeydir.

    beni cinnete soktuğunuzu iddia ettiğiniz kısımda aksine ben oldukça eğleniyordum. bu iddianız zaten bir tartışma jokeridir, sizin de çok sevdiğiniz melih gökçek kullanır. zaten eğlendiğim bir ortamda böyle bir iddianın gelmesinin beni daha da çok eğlendirdiğini belirtmem sanırım sizi de oldukça eğlendirecektir.

    kalıp bir düşünce olduğunu belirttiğiniz- ilk anlamı için hararetle destekliyorum- kelime öbeği aslında bir hüsn-i talil örneğiydi. bunu da açıklamak zorunda kalmam üzücü.

    özeleştirime verdiğiniz destek için teşekkür ederim. zaten bir özeleştiri, mantıklı olmasından daha normal bir şey olamaz öyle değil mi? :)

    çağrınıza kayıtsız kaldığım için de kusura bakmazsınız artık. ama isterseniz msn verebilirim, orada devam ederiz. hahaha!

    YanıtlaSil
  7. sohbetlerimde sıkça belirtirim ki; "sen" ile başlayan cümleler kurmaktan vazgeçilmesi gerekir. Gerçekten de bana benimle ilgili olmasıyla beraber, hiç bilmediğim şeyler söylediniz.
    bana bilmediğim şeyleri söyleyin derken, arkasının dolu olması gerektiğini belirtmeme gerek olmadığını düşünmüştüm fakat bazılarının anlamayı bile ıskalamakta üstüne olmadığını göz önünde bulundurmamışım.

    araya sıkıştırmak ya da ufak güldürülerle kendini anlatmak yerine, saldırı şeklini alan konuşmalarda prenses sendromundan bahsetmesi apayrı bir mevzu :) ve madem üslubunuz "senin bu tavrın karşısında ben" şeklini geride bırakıp "sen" haline gelmek gibi bir devinim yaşadı, aynı üslubu benimde yerleştirmem de bir sakınca yok.
    öncelikle söylemeliyim ki, bir sendrom yaşanıyorsa prenses sendromu diye adlandırmak kalıp adını almak dışında bir lükse sahip olamaz. kendine güvenin dahil olmayan aşırılığı adını bile verebilirdiniz.
    karşınızdakinin bir kadın olduğunu unutarak konuşabilirdiniz de:) ve sanıyorum yapmacık cümleleri ancak o zaman atabilirdiniz parmaklarınızın ucundan.
    tabii şimdi karşınızdakinin hayal gücüne kalıp sıfatını takmaya oldukça hevesli olan sınırlı hayal gücünüz bu cümlelerimi bambaşka yerlere çekecektir.

    takibin ne anlama geldiğini bilmeyen belleklerin sahipleri genelde bahsettikleri doluluklar ve saldırdıkları mevzuları, kafalarına göre seçerler.
    Bunu bir kere daha kanıtladınız, hayatının perspektifini hayal olarak belirlemiş olan bir hüviyete sınırlardan bahsederek. Hahaha! Edgar allan poe’nun arka kapak yazılarına benzediğinin farkındalığıyla söylüyorum ki; takip dediğimizi, yazılarınızın bütününü okuyup bolca lükslerden bahsettiğinizi gözlemleyip yazdığımız postlar belirliyor :)

    hahaha! mesleğinle övündüğünü ilk defa bu postla kanıtladın güzel ornitologum. :)
    fakat sen mühendis ve doktorların sıkıntılarından bahsettiğin için elbetteki ben de onlardan bahsetmiştim.
    Sonuçta vahşi bir kuş türü incelenmek istemeyip, galeyana gelip seni katletmek istemediği sürece, senin için bir problem yok:)

    cebinizin delik olduğunu vurgulamamın konusuna gelince, asıl bunu açıklaması oldukça üzücü ama benjamin'in hikayesine yanıt olarak yazdığınız hikaye, sancılar içinde hastaneye götürülen hamile bir kadını örneklemek için yazılmamıştı öyle değil mi? :)
    yanıtının zihninizde saklı olduğunu iki yönlü olarak bildiğimize göre, bunun sözünü etmekteki amacınızı "ne yönlü çalıştığını merak ettiğiniz" sıfatına sahip olan hayal gücüm,
    cinnet unsuru haline getirebilir.

    görüyorsunuz ki, yazmayı en az sizin kadar sevmekle beraber, kullandığım dili de geniş bir üslubla konuşup, anlamaktan hoşlanıyorum.
    kuşkusuz burada "sen"li cümleler ve eleştirilerimi üzerinize savurabilirdim. ama diğer post'larımda olduğu gibi açıklamamı yapıp bırakacağım :)

    çünkü zaten siz buna yanıt olarak, önce sadece cevap vermiş olmak için yazacak, dolayısıyla sayfayı sadece anlamsız karşı çıkışlarla doldurup sonuna da bestesiyle güftesinin oturmadığı kibarlığınızdan ve yapamadığınız eleştiri kabulünden ilave edip gönder butonuna basacaksınız. belki arada söz sanatlarından bahsedip, mesleğinizle ilgili terimler de kullanırsınız, benim birikimimi sorgulama amacı güderek :)

    hahaha! Bu arada bu gülüş tarzı oldukça yakıştı ve evet telekız tavrı takınıp, msnde devam etmemizi sağlarsanız beni mutlu edersiniz :)

    YanıtlaSil
  8. sohbetlerinizde sık sık belirttiğiniz konuları hatırlamanız, benim hatırlatmama gerek kalmaması açısından yerinde olmuş, teşekkürümü ettim. gerçi bugüne kadar birine hatırlatmışlığım yoktur, zira sohbetinde bulunduğum kişilerin buna ihtiyacı yoktur. ancak yeni yeni ısınmaya çalıştığım internet ortamında başıma gelebileceklerin farkındayım, hazırlıklıyım. ehm. kullandığınız sen kelimesi kadar mumu doğumgünümde kullansam ihtiyaç fazlası olabileceğini düşündüğümden sizi de doğumgünüme davet ediyorum. şarap da var, karşılığında metal ve kağıt parçaları vermenize gerek de yok! benden.

    bahsettiğiniz üçüncü kişinin ben olduğum kabulünden yola çıkarak söylüyorum ki (başka biriyse msn'den bildirirsiniz), genelinde size mesleğimi daha iyi anlatabilmek için çabaladığım ancak kısa bir paragrafını size cevap vermek için ayırdığım ve o cevabın da ufak bir güldürü mahiyetinden pek fazlasını taşımadığı uzun sayılabilecek bir yazıdan size ağır ve hakaret boyutuna varan bir tepki verdiğim anlamını çıkardıktan sonra, beni ufak güldürüler ve araya sıkıştırılacak cevaplarla derdimi anlatmaya çağırmanız beni bir ufak eşliğinde gülmeye zorladı. keyfim yerine geldi. iyi oldu bu.

    prenses sendromu size naçizane koyduğum bir teşhistir. şimdi bunu bu kadar basit bir şekilde anlatmayabilirdim, içinde prenses geçmeyen bir uzun yazı da yazabilirdim. de niye uğraşayım bir söyleyin de ben de yazayım(ilham vermedi değil, bir başka yazımda bundan bahsederim). doktor kanser olan hastasına "sen kansersin." diyebilmeli. zaten uzun uzun anlatılmasın her seferinde diye bulunmuş bu kelimeler. elbette "bazı haylaz hücreler diğer hücrelerin oyun alanına sıçramış çılgınca metastaz yapıyorlar." da diyebilirdi (metastazı anlamaz nasıl olsa diyerek). ben kısa yolu seçtim kusura bakmayın artık, benim hatam. fakat karanlık bir dönemde bloglar alemine gönderilmiş üstün hayal güçlü varlık olduğunuz iddiasını da masaya yatırmalıyız öyle değil mi?

    mali durumum hakkında madem bu kadar meraklısınız, detaya girmeden biraz bilgi vereyim, ornitoloji hakkında yazılmış ve ne yazık ki henüz türkçeye çevrilmemiş bir kitabım var ve iyi kazandırdı, inkar etmeyeyim. ayrıca müzik icra ediyorum, yatlar katlar aldırmasa da iyi kazanıyorum ondan da. kahretsin, yine lükse olan özlemimi dile getirdim! özet olarak, "cebi delik" değilim. zaten beni rüzgara karşı bas çalarken görseydiniz sohbetimiz farklı yönlerde ilerleyebilirdi. neyse.

    YanıtlaSil
  9. part 2

    yazdığım o minik hikayeyi cebi delik olmamla ilişkilendirmeniz de yine beni oldukça eğlendirdi. mesleğe verilecek değer için bile cebimizdeki parayı harcamamız gerektiği temalı bir yazıdan, bu tür anlamları çıkarabilmeniz, hayal gücünüz konusunda yanıldığımı bir tokat gibi yüzüme vurdu. şu anda bunu ağlayarak yazıyorum. bir gülüyorum bir ağlıyorum bir garip oldum.

    hayatının perspektifini hayal olarak benimsemiş bir birey olmanız, hayal gücünüzün sınırlarının dağlar ve ovalar aşmasını gerektirmediği için sanırım bu özelliğinizi istediğim gibi yorumlamakta özgürüm.

    bahsettiğiniz cinneti de az önce yaşadım ve insana yaptırabilecekleri konusunda size hak verdim. çünkü bundan önce yazmış olduğum cevap tarayıcı kaynaklı bir problemden silindi ve ben bunu sıfırdan tekrar yazmak zorunda kaldım. bahsettiğiniz cinnet buysa evet, kötü bir şey. hafızam da zayıf ve tek cümlesini hatırlayamıyorum!

    evet, sırf cevap vermiş olmak için yazdığım bir yazının sonlarına daha gelmiş olduğum için bu sefer de hüzünlüyüm. kibarlığımı kadın olmanıza bağlamanızı ise bir hakaret olarak dahi kabul etmiyorum, arada atladım sanmayın. sebebini sorsam diğer çarpıtmalarınıza istediğim cevapların gelmemesi benzeri bir durumun ortaya çıkacağını az çok tahmin edebiliyorum, gerek yok. yazar olmam edebiyatçı olmamı gerektirmediği için de hayatımın herhangi bir bölümünde söz sanatlarından bahsetmedim ve bahsedeceğimi de pek sanmıyorum. birikiminizi de sorgulama amacında değilim, şurada yazdığınız iki satır yazıdan hayat hikayenizi yazmayayım.

    yeni gülüşümü ben de sevdim. sanırım bundan sonra çalışacağım striptiz kulüplerinde işime yarayacaktır.

    aslında esas yazmak istediklerim öbür yazıda kaldı, devam edeceğimize söz verirseniz beni çok mes'ut edersiniz.

    YanıtlaSil
  10. evet güzel bir günün ardından gelip internet başına oturduğumda, yazdıklarım konusunda çarpıttığımın düşünüldüğü ve çarpıtmak dışında birşey yapılmadığını bir kez daha görmek bu akşam beni eğlendirmicek gibi gözüküyor.

    benim "sen" den kastımın, şahsınız adına bir teşhis, hakaret -ya da adına ne derseniz- 'i içerdiğini anlamamanız da bu akşam şaşırtmıyor. post'larınız beni buna hazırlamıştı. fakat yaptığımı iddaa ettiğiniz ve eleştirdiğiniz birşey varsa önce bunu kendinizin yapmıyor olduğunu görmem lazım ki, ciddiye alabileyim. yoksa dünyanın anasını belleyen adam olarak, 699 yıl yaşayıp bir orda bir burda ülke ekonomilerini çökertip, yeni kahkahanızı attıktan sonra burdaki ufak kazıklamalarıma vereceğiniz öğütleri güldürü konusu haline getirmememi bekleyemezsiniz. ki, yarın bunu yapacağım.:D

    internet ortamında kendinizi bu tip şeylere hazırlamanız hoş, çünkü zaten (reel zekanıza yorum yapma hakkını kendimde bulmadığım için) harflerden çıkarmak zorunda olduklarınız için; bu algı kapınızla bol bol bunları yaşayacaksınız.

    hahaha!yaşayış biçiminiz ile ilgili bilgi verdiğiniz için teşekkür ederim. hakkınızda merak ettiklerimden kaynaklı alevlenmeleri dindirebildi.:D fakat sanıyorum tartışmamızla bir alakası yoktu. diş fırçası reklamındaki, menteşeci adam konumunuzu belirterek devam etmek istiyorum ki; cebi delik olduğunuzu yüzünüze yapıştırdığım bir damga gibi algılamanıza da gerek yoktu nacizane fikrime bakarsanız:D
    gerçi anlattığınız hikayeyi karıştırmış gibi bir haliniz var :D "mesleğe verilecek değer için bile cebimizdeki parayı harcamamız gerektiği temalı" bir hikaye göremiyorum ortada. biraz sündürürsek, -hikayeyle ilgili yine bir alaka göremeyiz fakat- temasını belirttiğiniz cümleniz için durumu kurtarma amaçlı yapılan basit ve anlamsız uyarlama diyebiliriz.

    ve hayal güçleriyle ilgili söyleyebileceğiniz tek sıfatın "sınırlı" ya da "sınırsız" olduğunu keşfettikten :D ve siz de zaten yanıldığınızı dile getirip ardından "dağlar ovalar aşması gerekmediğini" söyledikten sonra bu konuda tartışmak sanıyorum hayal gücünüzü biraz zorlayacak. fakat merak etmeyin hayal gücünün bir sınırı olmayacağını biliyorum. bu yüzden "hayal gücünüzün sınırları" gibi laflar kullanma gafletini gerçekleştirmeyeceğim.bunu yapmam kuşkusuz; sizin hüsn-i talil'i açıklamak zorunda kaldığınızı dile getirip ardından söz sanatlarından bahsetmediğinizi iddaa etmem kadar komik olurdu. :D

    iki satır yazıdan hayat hikayesi yazabileceğini iddaa eden adamları severim. ufak mumunuzla dünyayı aydınlatabileceğinizi hissetmeniz hoşuma gidiyor. ve şüphe yok ki bunu ben de yapıyorum. yalnız bir insanın yazdıklarıyla hayatına perde çekebileceği gün ışığında duran bir gerçekken, neden mimiksiz ve cinnetinizi hissedemediğim bir yerden yaptığımız sevimli tartışmadan hayatınız adına bir çıkarma yapmaya çalışayım.:D

    bunun yapmamamın sebebi sizin prenses sendromu hakkında söylediğiniz "niye uğraşayım" sebebinden kaynaklı değil elbette :D
    hani destanlar yazmış ve bunun devamını dileyen biri olmamanız durumunda, "niye uğraşayım bir söyleyin" cümlenize beylik bir cevabı yapıştırıverirdim. "boş denen herşeyle uğraşılsın ki, insanların boş vakitleri birşeylere boş demek için var olmasın."

    ama elbette besteyle güftenin uyuşmadığı 2. durumu dile getirerek -yani kaç gündür destanlar yazan bir tek ben mişim gibi bir tavırla, "niye uğraşayım" dediğinizi dile getirerek- yazımı bitirmek isterim.

    umarım doğum gününüzü yeni çalışmaya başladığınız striptiz klübünde yaparsınız.

    sizin için adresimi bir not olarak yazacağım. okuduğunuzda altına o muhteşem kahkahadan iliştirirseniz ben de notu siler ve blogunda adresini yayınlayan çabacı kız profilinden kurtulurum.
    hahaha!

    YanıtlaSil
  11. son yorumunuza cevap yazıp yazmama konusunda, işi gücü burakıp iki gün boyunca uykusuz kalacak kadar düşündüm. ancak, kırılmayın diye yazmaya karar verdim. ancak şunu söyleyeyim, komşumuzun henüz üç yaşındaki oğlu bile pek çok şeyi ikinci tekrarda öğrenirken, bozuk plaklar bile zaman zaman elektrik kesilmesi kaynaklı dururken, sizin birbirinin karbon kopyası yorumlarınızı birbiri ardına ve haklı olduğunuzu düşünerek yollamanız gerçekten enteresan olsa da beni eğlenme aşamasından çıkarıp sıkme ve esneme pozisyonuna getirdi. gerçi bu dakikadan sonra tüm olayın yanlış anlaşılma kaynaklı olduğunu itiraf edip küçük bir özürle aradan çekilmeniz, taksim'de üzerinde büyük puntolarla "ben eşeğim" yazılı bir kıyafetle gezmenize eşdeğer olacağından bunu talep etmiyorum. eh yani.

    üzerinde çok fazla düşünerek ürettiğinizi tahmin ettiğim ve sizin hatalarınızdan örülmüş bir kıyafet giydirilmiş olan mecazların değerini kanıtlama çabalarınıza, edebiyat denizinde kulaç atmaya çalışan yeni yetmelerden aşinayım, garipsemedim. ancak bunların yalın halini gösterdiğiniz kelime öbeklerinin sizin hatalarınızla örülmüş olması beni şaşırttı, bunu yazabilmiş olmanızı, ve hatta
    buna kazıklama gibi güzel ve imalı isimler takarak ve anlamadığımı iddia ederek beni kışkırtmaya çalışmanızı, güzel geçtiğinizi söylediğiniz günün açık havada geçmiş olmasına ve baş-güneş ilişkisine bağlama arzusundayım, zira başka türlü açıklarsam şu ana kadar yazdığım yazılar için harcadığım kıymetli zamana yazık olur. ayrıca bu size büyük de bir hakaret olur ve ben bunu yapamam, kavgada bile söylemem bunu muhatabıma. masum bir hata olduğuna kendimi inandırıyor ve geçiyorum, ancak bir kez daha bu konuda söz söylerseniz kendimi
    inandırabileceğim nispeten güzel nedenlerin elimde oldukça az sayıda kalmış olduğunu belirteyim. bir tehdit değil bu, korkmayın. bahsedin yani.

    sürekli algıdan bahsetmeniz, kanımca duvarlara yazılması gereken bir ironi. yazınızı kurtarıyor ve benim yine neşeli halime dönmemi sağladı tam bu noktada. yazılarımızın müsebbibi üstün tekamül örneği olan bu olgunuzdan daha fazla bahsetmeniz, sizi
    bir güldürü ustası olmak hedefinize kestirmeden götürebilecek kadar güzel bir şey ve takdire şayan.

    ortada bir iddia var, yazma sebebim. ben de bu konudaki cevabımı reel hayattan bir örnekle destekliyorum. bunu övünme ya da konudan alakasız olarak algılamanız son derece mümkün, gerekçeleri için de bir önceki paragrafıma göz atın. tekrar açıklama yapmayayım, eski yazılara link vermek ve zahmetten kurtulmak güzel bir şey. burada da bir paragrafa yönlendirme yaptım. güzel.

    sınık fikirlerinizin müsebbibi olan olgunun kuyruğuna yerleştirdiğim sıfatları beğenmemenize oldukça üzüldüm, beğenmediğiniz sıfata hemayar kelimelerden bir demet yapıp size daha sonra sunarım, işinize yarayacaktır. yazı uzamasın şimdi. gerçi msn türkçesi
    kullanarak yazımı kısaltabilirdim ama tercih etmedim, huysuz bir insanım. bu kelimeleri size gönderene kadar kendinizi bu konuda galip ilan edebilirsiniz. ehehe.

    YanıtlaSil
  12. -ikinci bölüm-

    hüsn-i talil yaptığımı söylemem, bir söz sanatının açıklaması değildir, gerçekleştirdiğim eylemin bir açıklamasıdır. hüsn-i talil açıklaması yapsaydım, size uygun bir sözlükten açıklamasını kopyalardım, ki ihtiyacınız olduğu da belli. zira bir edebiyat
    öğretmeni değilim, ve söz sanatları konusunda kendimi yetkin de görmediğimden bunu yapardım. daha da ne yapmamı isterdiniz ki, kelimelerin hangi anlamlarda
    kullanılabileceği üzerine detaylı bir rehber hazırlayıp vermem mi gerekecek? korkum,
    bundan sonra her kelime için açıklama istenecek olması ve olay oraya doğru gidiyor, sonlara bir kaynakça koyabilirim belki ama
    zamanım kıymetli.

    ve ( paragrafa ve ile başladım) bir başka iddia! iki satır yazıdan hayat hikayesi yazabileceğimi iddia etmişim. "iki satır yazıdan hayat hikayenizi yazmayayım." cümlesinden hayat hikayenizi yazmamın mümkün olmadığı anlamı yerine, yazabileceğimi
    iddia ettiğim anlamını çıkaran şahsınız karşısında saygıyla eğiliyorum ( belim de ağrıyor halbuki, her şey hera için)!

    sınırsız (ah) hayal güçlü hera, bahsettiğiniz reklamı izleyemediğim için hakkında yorum yapamayacağım. muhtemel bir paragrafı okuma
    zahmetinden kurtuldunuz.

    "niye uğraşayım?" sorusunu yanlış anlamış olmanız beni düşündürmedi, doğru anlasaydınız biraz düşünür ve "insanlar yanılır." gibi beylik bir cümle kurardım. ancak şimdilik firesiz gidiyorum. bahsettiklerimi doğru anlamak isterseniz, tdk'nın tanım sayfasına (ya da güvendiğiniz bir başka kaynak varsa oraya, ben hatalar düzeltilmediği sürece tdk'yı referans almıyorum) gidebilir ve
    insanoğlunun pratik zekasını kullanarak düşündüğü kolaylıklara hayran kalabilirsiniz. sanırım bu küçük ama heyecan verici olacağını tahmin ettiğim yolculuk, aynı paragrafta bahsettiğiniz ve yaşadığımı iddia ettiğiniz çelişkiyle ilgili de tarafınızın
    sahip olduğu küçük sanrıları yok edecektir.

    küçük hikaye. buna verdiğiniz cevap beni oldukça güldürdüyse de antonio'nun mezarında dört dönmesine (ya da küllerinin hava akımına kapılmasına, bilemiyorum) yol açtığından üzücü, ancak bu zihniyetteki insanların 2002'ye kadar baskın güç oldukları gerçeğini bilenler için pek de şaşırtıcı değil. gerçi hala baskın güçler, ancak bir noktada fire vermiş olmaları, yenilebileceklerini
    gösteriyor ve bu da bize umut aşılıyor. kendisini rahat bırakalım bu noktadan sonra.

    doğum günümü yapıp yapmayacağımı ya da nerede yapacağımı belirlemedim, çünkü kendisine bir yıldan biraz daha az zaman var. ancak
    öyle bir durum olursa, şeref davetlim olacağınızı ve mekanın tarafınıza mutlak surette bildirileceğini söyleyebilirim.

    YanıtlaSil
  13. hahahaha!
    açıkçası yaptığınız en yaratıcı yorumlardı.

    gerek hüsn-i tatil'den bahsettiğinizi söylememden, açıkladığınızı iddaa ettiğimi öne sürmeniz :D

    gerek bunun anlamaktan yoksunlaştığınız yüzlerce örneği kendiniz baksanız bile bulabileceğiniz kuşkusuz yakında peydah olacakken; komşunuz yoluyla gönderme yapmaya çalışmanız :D

    gerek bir mantıksızlık keşfedememiş olmanıza rağmen ciddi kalıplıklar içeren, genel kuramlarla eleştirme çabanız:D

    gerek zaten vermeye çalıştığınız anlamları ben sizin yorumunuzdan yola çıkarak açıklasamda buna bile karşı çıkmanız:D

    hahaha!
    ve tartışmanıza tarif olacak cümleyi zaten kendiniz kurmuşsunuz, benim espri havasındaki örneklerime sanki edebiyat denizinin yakınlarından bir yapı yakıştırmasını anlamlandıran "algı"nızla beraber:D
    kopyalamak bana zevk verecek

    "üzerinde çok fazla düşünerek ürettiğinizi tahmin ettiğim ve sizin hatalarınızdan örülmüş bir kıyafet giydirilmiş olan mecazların değerini kanıtlama çabalarınıza, edebiyat denizinde kulaç atmaya çalışan yeni yetmelerden aşinayım, garipsemedim" :D
    tebrik eder, destan yazmamamın sebebinin hedefi hakaret olan ve içerisinde zeka parıltısı içermeyen, dolayısıyla bir mantıksızlığı vurgulayamayan paragraflarınız olduğunu belirtir ve sizi msnde henüz yakalayamadığım için cevabı buraya yazdığımı da iletirim.

    YanıtlaSil
  14. yazılarıma yaptığınız yorumları keyifle okuyorum, doğru yaptığımı söylediğiniz kısımlar var ise onları elimden geldiğince düzeltmeye çalışıyorum. fakat, sizin yazılarınızı benim yorumlamam ne yazık ki mümkün değil ve karşılık veremiyorum. çünkü dediğiniz gibi, muhatabımızın reel zekasına hakaret etme lüksüne sahip değiliz. bu noktada diğer yazılarınızdan fark ettiğim yorum ve gerçek arasındaki farkı görme eksikliğinden ötürü "e bu ne öyleyse?" dediğinizi duyar gibi oluyordum, kulaklık taktım. neyse, devam edelim.

    bu arada küçük bir not, blog'umuza reklam alma projesini şimdilik rafa kaldırdığımızdan, iddaa'nın adını anmamanızı rica edeceğim. sav kelimesi sanırım bu noktada daha kullanışlı olacaktır. en fazla sev olur ki güzel şeyler bunlar.

    komşumun çocuğu ile gönderme yapmaya falan çalışmadım, gerçeklerden bahsettim. zeki bir çocuk, her şeyi çabucak öğreniyor. kaldı ki o yaşlarda insanlar yeni şeyler öğrenmeye çok daha müsait olduğundan bunu bir hakaret değil de bir itiraf olarak almanız gerekirdi. bilimadamlarına göre o yaşları iyi değerlendirmek çok mühim. kanıtlanmış şeyler bunlar, değerlendirmemiş örneklerini de gördüğümden ben onlara inanıyorum.

    kullandığınız alıntılama yöntemini de oldukça sevdim. sanırım sizin gibi daha sık kullanırsam zaten nafile olan çabalarımın miktarını azaltacak ve zamandan kazanacağım.

    mesela, "belki arada söz sanatlarından bahsedip, mesleğinizle ilgili terimler de kullanırsınız, benim birikimimi sorgulama amacı güderek :)" cümlesinde bahsettiğiniz birikiminizi sorgulama amaçlı kullandığım söz sanatları için özür isteniyor sanırım.
    zira kullandığım basit bir söz sanatını dahi anlamayıp bundan sizi aşağılamak istediğim gibi bir anlam çıkarmanız, sonra da bundan ısrarla bahsetmenizin, "söz sanayı yapma ühüh." alt metinli bir yakarış dışında bir anlam taşıması mümkün değil. öyle değilse ve siz şimdi yüz seksen derece açı değiştirerek "e ben zaten öyle yaptığınızı iddia etmemiştim ki." diyorsanız, "sizin hüsn-i talil'i açıklamak zorunda kaldığınızı dile getirip ardından söz sanatlarından bahsetmediğinizi iddaa etmem kadar komik olurdu. :D" şeklinde alıntı yapar ve "keşke konuşmamızı ingilizce gibi nispeten basit bir dilde yapsaydık, o zaman bunları bile ortaya koymak zorunda kalmazdım yanlış anlama imkanınız kalmamasından ötürü." diyerek hayıflanırım. cümle cümle dediklerimin ne anlama geldiğini açıklamam komik, üzülüyorum vallahi. ancak, tümüyle zihin ve yazının senkron farkının yansımaları olan cümleleriniz giderek ilginçleştiğinden nereye kadar gider görmek istiyorum, çünkü bu hatalar yüze vurulduğunda durum daha da derinleşiyor, işi biraz daha karmaşıklaştırdığınızda ben bile bunları analiz etmekten aciz kalacağım, yapmayın ayıptır.

    YanıtlaSil
  15. sanırım bu yeterli yeni tarzımı uygulama hususunda. zira ne kadar yazarsam yazayım, siz bunlara hiç değinmeden kendi "algı dünyanızda" debelenmeye devam edecek, benim inanılmaz çelişkilerimi yazmayı sürdürecek, bir de ortada hiçbir kanıt göremezken
    çarpıtma yaptığımı iddia edecek, söylediklerime ve vermiş olduğum tarafıma yöneltilmiş iddiamsıların kaynakları talebime cevap veremeyip yanlış anladığınıza hiç şaşırmamış olduğum üslubumla ilgili yorumlar yapacak, tepkisel indirgemeciliğin daha sonra izninizi isteyerek kullanmayı arzu edecek kadar kanlı canlı örneklerini
    verecek ve beni bu hakaretler bütünüyle mücadele etmek adına bir kez daha sıkıntıyla bilgisayar karşısına oturtacaksınız. şu anda kendimi bir memur gibi hissediyorum.

    yine de olayları çok önceden gördüğünüz palanthir marka aşırı darbe almış voleybol topunuzun yaptığı kısa devrenin tamir edilmesini bekleyecek, bahsettiğiniz ve genel kalıp olduğu gibi hiçbir mantıklı bir gerekçeye dayandırıldığını görmediğim ve eğer dayandırılmış olsaydı diyerek cevapladığım halde anlayamayıp ardından genel kalıp diye nitelendirdiğiniz ve genel kalıp dediğimiz kurumdan güzel örnekler verdiğiniz seviyeyi aşmanızı bekleyecek, anlaşılması güç kasıtlar yaptığınızı iddia edip iddianızı bir kat kabartarak çürüttüğüm ve bir hayli eğlenceli olduğunda hemfikir olduğum bölümün sonuna bir :D ekleyerek cevap verdiğiniz sanrılarının tedavi edilmesini ankara'daki sağlık sisteminin geliştiği yönündeki duyumlarıma güvenerek talep edecek ve esneyeceğim.

    esnedim.

    ben de tarafınızı ve destan yazmamanızdan ötürü aynı hatalara düşmeyeceğiniz gibi bir önkabulle hareket etmeyen ve yazınızı okuma zahmetini gösteren kendimi kutlar, hakaret alt eşiğini kendinize uygulandığını düşündüğünüzde oldukça düşük görmenize rağmen, karşınızdaki söz konusu olduğunda eşik olduğunu hatırlayamayan şahsınıza yazdığım cevaplar için kutlamamamı geri alır (kendi adıma olanı için), ve yeni zeka parıltısından göz kamaştıran yazılarınızda buluşmak üzere derim.

    destan yazmamanızın sebebinin geçerli olmasa bile sonuçları itibariyle sevindirici olduğunu da not düşerim.

    YanıtlaSil
  16. aşağılık kompleksi insana neler yaptırıyor böyle hahaha!
    söyleyebileceklerimi ve çürütebileceklerimi bir kenara bırakmanın zamanıdır. çünkü karşımda hayatın bilinmesini istemediği gizleri, önüne kendinden serilmiş gibi davranmaya bayılan, aşağılık kompleksi her sohbette nüksettiğine emin olduğum bir adam var.

    ne dersem diyeyim, tek amacınız çevirme çabasından öteye gidemeyecek. söylediklerimi kendinize hakaretmiş gibi algılamakta üstünüze yok doğrusu:D

    emin olun içimde bir sürü ikircikli toz tanesi kaldı destan yazmadığım için, fakat bütün destanlarımın yankılanıp bana geri döndüğünü gördükten sonra bir anlamı yok. :D yarına temizlenmiş olur.

    iyi geceler ornitoloğum:D

    YanıtlaSil
  17. yazınızı okuduktan sonra "ayh çok banal düşünceler!" dedim az önce ve böylelikle sizin tartışma metodunuzu kullanarak bir anda haklılığımı ortaya koydum. stalin usülü tartışmanın kahkahalarınızla soslanmış en kadınsı örneklerini verdiğiniz bu tartışmayı sanırım ben de ancak aynı yöntemi kullanırsam devam ettirebilirim ( elbette o sosla değil, biraz tadını değiştirelim). bakın devam etti o. büyük kolaylık. tabi sonraki aşamalarını gerçekleştirmemiş olmanızı umuyorum. ehehe. ben yapmadım, yapmam, söz. eheh.

    söyleyebileceklerinizi ve çürütebileceklerinizi bir kenara bırakmanız, "ne zaman ele almıştınız ki?" gibi düşünceleri akla getirdiği için- bir örneğini göremedik henüz- tehlikeli. zira gülerken sandalyeden düşüp sakatlanan birini henüz görmesek de bu ihtimal dahilinde. okuyucuların yanlardan destek almalarını öneriyorum.

    hayatın bilinmesini istemediği gizleri (brr) ben ara sıra kurcalıyorum, çok eğlenceli. hayat kimmiş? aşağılık kompleksi! çok kalıp. cevap vermiyorum. hı!

    ne kadar iddialara kanıt istersek isteyelim, yaptığınız bunları örtbas gayesi taşıdığı için müstacelen ve dolayısıyla itina gösterilememiş şekilde yazılmış tümcelerin birbiri ardına sıralandığı metinler gelmeye devam etti, ediyor. her yazısında hakaretten bahseden, hata benim kibarlığımı tümüyle karşımdakinin kadın olmasına bağlayacak kadar ileri giden benmişim gibi bir de bana " o senin yanlış algılaman." diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. şaşırmamak gerek.

    sizin yöntemlerinizle tartışmaya devam etmeye çalışsam da, bu elbise üstüme dar geldiğinden fazla devam edemedim. üzgünüm, bu şekilde daha çok yazabilmek isterdim.

    benim sizin için bir endişem var, korkum dış dünyada kendi dediklerinizin yüzde yüz doğru olmayabileceğini gördüğünüzde yaşadığınız bu şokun kalıcı olması. ancak pek hoşlanmadığınız prenses sendromu teşhisinin konduğu herkes, dış dünyaya adım attığında er ya da geç bunu yaşayacak. ne kadar erken o kadar iyi. alışın bence.

    size de iyi günler.

    kalıp.

    YanıtlaSil
  18. hahaha!:D :D
    biraz daha çıldırırsanız, damarlarınızda grizu patlaması yaşayacaksınız :D

    YanıtlaSil
  19. eheheh!

    güzel örnekler vermeye devam ediyorsunuz.

    kalıp.

    YanıtlaSil